05 Ocak 2010 Salı

domuz gribi ol inşallah!!


beni sen nasıl terk ettin
bırakıp gittin
çok ayıp ettin
eyvallah

şimdi halsizliğin tutsun
motorun bozulsun
domuz gribi ol inşallah!!!!

şahane dizeler:oğuzhan koç

28 Aralık 2009 Pazartesi

haydaaa!!!!

bu akşam iş dönüşü dedim ki:lan apartmanda öğrenci biliyorlar bizi,(daha öğrenciyken de aynı evde kalıyoduk)kimse kapımızı çalıp da bir tas yemek getirmedi bugüne kadar,insan elcağızını vicdanına kor der ki,öğrenci adam bunlar,kokar,kul hakkıdır falan filan ...içimden geçirdim..az önce kapı çaldı,anammm ne göreyim,karşı komşunun kızı Özlem elinde bir tabak dolusu kadın günü menüsü..ya ne diyeyim ben şimdi..
annesinin günü varmış daa,bana da getirmiş..off Allah'ım,senin varlığına inanmayanları ben anlamıyorum...

27 Aralık 2009 Pazar

gelinlik ayakkabılarım


evleniyorum.bunlar da ayakkabılarım..gelinlik ayakkabılarım..
hayatında hiç topuklu ayakkabı giymemiş bir kız olarak anca bu kadarına evet diyebildim.gelinliğim daha bitmedi,bitince onun da resmini koyarım.ama belki de koymam.düğünden önce uğursuzluk olabilir.

21 Aralık 2009 Pazartesi

Rize'ye


gidiyorum İstanbul'dan
son günlerim bunlar.resimde görünen yere gidiyorum
Rize'ye.

foto:Rize- Kız Kalesi

16 Aralık 2009 Çarşamba

iyi halt ediyorum lan!

Rize'ye gidiyorum
dönmeyeceğim:)

13 Aralık 2009 Pazar

Rize'ye tayin istedim

sevgili blog ve blog okuyucularım,
hipnotize olmuş gibi
onca il ve ilçe dururken
Rize yazdım
ve belki sadece 2 gün sonra orda olacağım
nedeni yok,
sadece Rize ve Muğla yazdım
ama Rize'den fazla yazdım
neden,
bilmiyorum
evet sevgili blog
ben
belki de
gidiyorum
işin tuhafı ailem dahil kimseye söylemedim

08 Aralık 2009 Salı

kör kuyu dibi

Günlerden bir gün, köyün birinde, adamın birinin eşeği, ağzı tahtayla kapatılmış üzerine de toprak dökülmüş

kuyunun üzerinden geçerken, zamanla tahta çürür ve toprakta biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemez

eşek kuyuya düşer. Hayvancık saatlerce acı içinde kıvranır, bağırır kendi dilinde.

Sesini duyan sahibi gelip bakar ki vaziyet kötü.Zavallı eşeği kuyunun dibinde melul mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış. Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırır.

Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kalır.
Sonunda karar verilir ki kurtarmak için çalışmaya değmez. Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek.

Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak atarlar.

Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döker. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükselir . Ve sonunda yukarıya kadar çıkar.


Köylüler ağzı açık bakakalır.


Hayat, bazen üzerimize gelir.

Toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur.

Bunlarla başetmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır.

Kör kuyuda olsak bile...

01 Aralık 2009 Salı

bunu da görmeniz lazım blog milletinin insanları

30 Kasım 2009 Pazartesi

Anıtkabir


anıtkabir'de paşayı ziyaretteydik bayramda.babam yine herşeyi bilirliğini konuşturdu ve Atanın 67 vilayetten getirilen toprağın altında yattığını söyledi.

24 Kasım 2009 Salı

geniş aile replikleri-4


Ulvi'nin sevgilisinin annesi sorar:ne iş yapıyosun,nasıl para kazanıyosun oğlum?

sevgilisini annesinden istemeye giden Ulvi:bana her ay ailem para gönderiyo,500 lira keş,para göndermeyi bıraksalar ben de iş arayacam ama...

22 Kasım 2009 Pazar

coğrafyacı olarak ilgimi çekti;mammatus bulutları



Meteorolojide mammatokumulus bulutları olarak da geçiyor. Bulutların altında sarkıtların oluşması son derece ilginç görünüyor. Çok geniş alanları kaplayabilen bu tip bulutlar hareketsiz gibi görünse de ekstrem bir hava durumunun işareti sayılıyor. Ancak bilim, oluşmaları için gerekli faktörleri hala tam olarak belirleyemedi

17 Kasım 2009 Salı

üflediler söndüm

"bu bir türkü,ama sadece türkü değil"

üflediler söndüm,karanlıkta gördüm
hiç bilmezdim amma
derindeymiş pek
derdim

aklım nasıl şaşkın
sevdam deli taşkın
sen görmessin amma narındayım
ben aşkın

bak içime gör beni,
tut elimden yak beni,
istemezsen bu aşkı
otur baştan yaz beni

10 Kasım 2009 Salı

geniş aile replikleri-3


cevahir:devir abi,herkesin çay borcunu bana yaz,
devir abi:senden başka kimsenin çay borcu yok ki oğlum
cevahir:o zaman benim borcumu herkese bölüştür
HERKESE BENDEN BORÇ!!!

AĞUSTOS BÖCEĞİ HİKAYESİ ÖYLE DEĞİL İŞTE‏

mail atan arkadaşıma teşekkürler.

Bir ağustos böceği doğmadan önce toprağın altındaki bir lavrada ortalama olarak 12 yıl bekler.
Evet, tam 12 yıl. 12 yıllık hapislikten sonra dünyaya gelen garibanın ömrü adında yazılıdır: Ağustos.
Yani topu topu bir ay... Şarkı söyleyen yalnızca erkek ağustos böceğidir.
Çünkü dişi, en güzel şarkıyı söyleyeni kendine eş seçecek ve çiftleşecektir.
Düşünsenize, 12 yıl toprağın altında bekle, dışarı çık. Ömrün bir ay...
Buldun, buldun... Bulamadın, bir daha yok.

Siz olsanız çalışır mıydınız?

07 Kasım 2009 Cumartesi

hep isterdim bir tarihte bugün köşesi,yaptım oldu


1600-Divan şiiri ustalarından biri olan Baki öldü,
1665-Rus yazar Tolstoy öldü,
1917-Sovyetler Birliği kuruldu

susam sokağı'nın 40.yılıymış,90'ların çocukları yaşlanmış


03 Kasım 2009 Salı

geniş aile replikleri-2


cevahir,mürsel'e:seni bi daha bacımın yanında görürsem,seni denize dik uzatırım,yağış alamazsın..

01 Kasım 2009 Pazar

zuhal olcay oyunu "şölen"


"DINNER"

2009 - 2010
Oyunun Türkiye'de ilk sahnelenişidir.

oyun, tek bölüm

yazan : Moira Buffini
çeviren ve yöneten : Ahmet Levendoğlu
sahne tasarımı : Behlüldane Tor
ışık tasarımı : M. Kemal Yiğitcan
giysi tasarımı : Funda Çebi

Paige : Zuhal Olcay
Lars : Payidar Tüfekçioğlu
Wynne : Funda İlhan
Hal : Özgür Yalım
Siân : Ayça Bingöl
Mike : Gökçer Genç
Garson : Güçlü Yalçıner

detaylı bilgi için mevzuhal.com'a tıklayın

Alıntılar Defteri İsmet Özel Alıntısı

Alıntılar Defteri İsmet Özel Alıntısı

Sen ve yağmur
Başa dönemezsiniz.
Öyle bir yol yürüdünüz ki ancak dönüş yolunu yok ederek gelebilirdiniz
inişiniz bir iniş olurdu başa dönmemecesine.
Yağmur yalnız yağarken yağmurdur
Sen yalnız senken sensin
Burada kalamazsın ve başa dönemzsin
Gitmek zorundasın.

31 Ekim 2009 Cumartesi

geniş aile replikleri-1


haftanın dizi repliği:
cevahir:lan,oğlum bütün birikimim 85 lira.lan kapalı alanda sigara içsem evime haciz gelecek lan

18 Ekim 2009 Pazar

bu şiir İstanbul'da,Heybeli adada beni karşılayan şiirdi,uzun yıllar önce

GÜN OLUR

Gün olur, alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşi sıra.
Dünyalar vardır, düşünemezsiniz;
Çiçekler gürültüyle açar;
Gürültüyle çıkar duman topraktan.
Hele martılar, hele martılar,
Her bir tüylerinde ayrı telaş!...
Gün olur, başıma kadar mavi;
Gün olur başıma kadar güneş;
Gün olur, deli gibi...

ORHAN VELİ KANIK

öğretmen açılımı istiyorum

epeydir dilimdeydi de bloğumda değildi,olmalı bence.
ben öğretmen açılımı istiyorum arkadaş,şu an çalıştığım okulda sözleşmeli öğretmenim,ek dersimden devlet fazla para kesiyo,ssk'lıyım diye,yani sözleşmeliyim diye,stajım kalkmıyor,sözleşmeliyim diye,çalıştığım okulda 21 tane ücretli öğretmen oldu bu sene,ücretli öğretmen full derse girse yani maksimum 720 lira alabiliyor
çok şükür benim gibi sözleşmeli öğretmenler kadrolularla aynı maaşa ve haklara sahip,ama yine de böyle bölük pörçük bir eğitim sistemi olmaz kardeşim,sen şöylesin ,öteki böyle,kadrolu gelsin,ücretli gebersin gitsin diyen bir devlet olur mu?ücretli öğretmene akbil yani paso vermeyen sisteme ayakkabı fırlatıyorum!!!!!
açılımlar böler diyorlar ya,öğretmenler açılımsız da bölündü
öğretmen açılımı istiyorum
o kadar

17 Ekim 2009 Cumartesi

açıklanamayan doğa olaylarından biri



HAREKET EDEN TAŞLAR: ABD'nin Kaliforniya ile Nevada eyaletlerinin sınırında bulunan Death Valley (Ölüm Vadisi), "hareket eden taşları" ile yıllardan beri bilim adamlarını çekiyor. Günlerce gözlemlenen taşların yer değiştirmesi ise tüm araştırmalara rağmen açıklanamıyor. Bir teze göre, rüzgar, taşların kum üzerinde kaymalarını sağlıyor. Ancak yüzlerce kiloluk taşları hareket ettirecek kadar şiddetli rüzgarlar kaydedilmiyor. Ayrıca aynı noktadan hareket etmeye başlayan taşların nasıl olup da farklı yönlere yöneldiklerini kimse açıklayamıyor. Rüzgar teorisine karşı çıkanlar "Rüzgar, aynı noktadan hareket etmeye başlayan iki taşı aynı yöne kaydırır. Ama burada durum farklı" diyor. Büyük muamma sürüyor.

13 Ekim 2009 Salı

bunu görmeniz lazım blog halkı


09 Ekim 2009 Cuma

şeker kız candy


ben bu çizgi filmi çok severdim küçükken,nedeni var.candy,neşeliydi,bütün üzüntülere inat..

arkadaş canlısıydı,en yakın arkadaşı EN,onu yetiştirme yurdunda bırakıp gitti, oysa ki o fırsatı olmasına rağmen bırakmamıştı onu.istemese de hayat candy'e doğru akıyordu,gönlü zengin candy,fakir hayatında bi başına,ama gönlü kalabalık yaşıyordu,yaşarkan ölenlere inat

07 Ekim 2009 Çarşamba

meşhur-iyet


habertürk'e çıkmış blogcağızım

04 Ekim 2009 Pazar

bilinç altı notları ve blog kayıtlarına geçişi

okuduğum bloglara baktım,ne göreyim..hep yemek tarifleri veren blogları izliyorum ben.ve yıllardır bi başıma yaşamama rağmen makarnayı her iki seferde bir defa muhakkak hamur ederim..demek ki yapamadığım için kıskanıyorum,bakıp bakıp duruyorum yemek tarifleri veren bloglara..fesatlanıyorum,,ben neden yemek yapamıyorum yaa..istem dışı olarak bu tarz blogları okuyorum işte..bilinç altım fazla uzağa kaçamadı bu sefer
yakaladım!!!!

24 Eylül 2009 Perşembe

gerçeküstü bir hikaye,ama gerçek

bu yılın mart ayıydı,hatta tam tarihi verelim,4 marttı,sabah uyandığımda işe gitmek için takatim kalmadığını fark ettim ama yapacak birşey yoktu.çok ateşim vardı ama okulda dersim vardı ve derse gidemesem bile rapor almam gerekiyordu.güç bela yataktan kalktım,yüksek ateşten dolayı kilitlenen ellerimle tutuna tutuna yollarda yol tuttum,yardım isteyecek kimsenin olmaması kötü yani anlayacağınız,neyse,mevzu bu değil,okula gittim,sevk aldıktan sonra hastaneye vardım nihayet.önümde sadece bir hasta vardı ve gözüm kararıyordu ,bakıyordum ama görmüyordum,yüksek ateşime bağladım,telaşlanıyordum ama olay bunla bitmedi,bir an için gözümün önüne çerçevelenmiş diploma resmi geldi,üzerinde cerrahpaşa tıp fakültesi yazıyordu,hayal gördüğümün farkındaydım,içerdeki hasta çıktı,içeri girdiğimde doktor beni muayene ederken,ben duvardaki,doktora ait,cerrahpaşa tıp fakültesi yazan diplomayı izliyordum.doktora bunu söylemedim,zira yüksek ateşimi düşürmeye çalışıyordu..

18 Eylül 2009 Cuma

biz neden soykırım yapamayız?(alıntıdır)

Kürşat Başar'dan...
Ne zaman soykırım iddiaları ortaya atılsa aynı şeyi söylerim.Biz soykırım yapamayız.Yapmış da olamayız. Neden mi?Çünkü soykırım sistemli bir olay.Bizim bünyemize aykırı.Anlatayım,görün.Örneğin Naziler... 6 milyon Yahudiyi, Çingeneyi, solcuyu,eşcinseli,aykırı,insanı yoketmek için inanılmaz bir düzenek kurulmuş. Bu insanlar önce tek tek fişlenmiş. Bulundukları yerler işaretlenmiş.Secereleri çıkartılmış.Adresleri belirlenmiş. Evlerinden alınmışlar.bir araya getirilip birbaşka yere sonra başkasına nakledilmişler.Bunlar için özel kamplar yapılmış. Trenler tahsis edilmiş.Buralara gönderilmişler, değerli eşyaları ayrılmış,altın dişleri sökülmüş, saçları kesilmiş, üniforma giydirilmiş,kamplara konulmuşlar.Sonra bu insanlar kamplarda çalıştırılmışlar. Gaz odaları,fırınlar yapılmış.Mühendisler, bilim adamları çalışmış. En kolay, en ucuz şekilde bunları yoketmenin yollarını bulmuşlar.Binlerce insan, binlerce subay,asker,polis, görevli, gönüllü hepberaber yıllarca bunun için inanılmaz bir sistem ve hiyerarşi içinde çalışmış. En küçük bir aksama olmaması için SS teşkilatı deliler gibi çaba harcamış.Kimse, 'biz ne yapıyoruz,' diye sormamış. Böyle bir sistemi biz, bırakın bir azınlığı yoketmeyi,kendimizi kurtarmak için bile kuramayız. Bir kere bizde bu boyutta bir organizasyon yapılamaz. Yapılsa yıllarboyu devam edemez. Biz merhametli milletiz. Öyle yukarıdan emir geldi diye çoluğu çocuğu gaz odalarına yollayacakbirkaç manyak çıksa da binlerce manyak birarada bunu yapamaz. Zaten torpil olayı devreye girer hemen. 'Yahu şu geçen aile bizim komşu, bunları idare ediverelim,' demeye başladık mı fırına girecek kimse kalmaz. Hadi diyelim getirdininsanları fırının önüne.Başındaki görevli, 'iki kişi için fırını yakamam, bekleyin hepsini getirin, öyle...'demeyecek mi?Ayrıca bizde böyle delinin biri milleti yoketmeye karar verdi diye her dediğini yapacak bu kadar adam bulunmaz.Mutlaka itiraz ederiz biz.İmparatorluk zamanında bile böyle bir sistem kurulamadı memlekette. Bize öyle tiranmış, diktatörmüş, sökmez bunlar. Memleketin en ciddi, en sıkı, en sistemli yeri neresi diye sorsak herkes askeriye diye cevap verir. Gittik askerlik yaptık, gördük.Orada bile hemşerisini bulan işini yürütüyor, araziye uyuyordu. Bizim yapabildiğimizen büyük katliam, belediyelerin, arada bir, üç tane zavallı titreyen köpeği itlaf etme konusundaki acınası çabasındanibarettir.
Onu da yakalayalım derken zabıta kendi telef olur.

16 Eylül 2009 Çarşamba

valla ben demedim,kendisi söylemiş

Dünyayı baş aşağı bir çalkalayın.Ne kadar köksüz,soysuz varsa Amerika'ya düşer.

Frank L.Wright(Amerikalı Mimar)

15 Eylül 2009 Salı

haddini aşan kadından futbol anestezisi

benzemez işte,hayat futbola benzemez..
hayatta birinci yarı veya ikinci yarı diye birşey yoktur,tek periyotluk maratondasın,kendini kandırma,ben ikinci bahar melodramlarına da inanmıyorum.neden baharları bu kadar önemser ki insan,güzün de güzelliği var bence.araya ne giriyor da ikinci bahar diyorsun hadi dedin,koca ömürde iki bahar az değil mi?
benim ömrümde daha fazla baharlar olmalı,fazla olmalı ben onları sayamamalıyım.

her yenilen golden sonra,hayatın orta yerinde,hayata tekrar "santra"yapmak zorunda değilim,golü yerim,kaldığım yerden devam ederim,yıkılmadım ayaktayım iletisi vermek zorunda değilim,yıkılmış da olabilirim,bu yürüyemeceğim anlamına gelmez.

top benden çıktıysa,başkası mı oyuna sokmak zorunda hep topu?kendi çıkardığımı dahil edebilirim bazen hayatıma.

uzatmalar diye birşey de yok hayatta,süre neyse o,vakitten çaldıklarım eklenmeyecek hayatımın sonunda bana,zamanında yapacaktın ne yapacaksan, o kadar!

14 Eylül 2009 Pazartesi

Plasebo Etkisi


Son yıllarda yapılan araştırmalar,halk arasında da bilinen,plasebo yani"yalancı ilaç etkisi"nin biyolojik temelli olduğunu ortaya koymuştur.Hastanın aldığı ilacın faydalı olacağına inanması,doktorun o ilaca güvenmesi ve hatta kırmızı büyük hapların küçük beyaz haplardan daha etkili olmasının biyolojik temellere dayandığı,yapılan araştırmalarla günyüzüne çıkmıştır.Ayrıca inanç etkisi olarak tanımlanan durumların,dünyevi olaylarla ilgili beklenti etkisi olduğu bilinmektedir.Araştırmalar bir kimsenin inancının gerçek olduğuna mantıken güvenmesinin,plasebo etkisini daha da güçlendireceğini tahmin etmektedirler.İlaçların neredeyse ruhu etkilediğinden bahsedilirken,mantıklı düşüncenin de gözardı edilmemesi gerektiğinin altı çizilmektedir.

Tanrı hakkında pozitif düşünen ve kendisini çaresiz hissettiğinde yüce bir varlığa inanıp,kader olgusuna teslim olan kişi,hastalıklardan pozitif çıkarımlarda bulunacağından,çabuk iyileşmektedir.Diğer taraftan din psikoloğu Sebastian Murkel,cezalandırıcı bir Tanrı inancı olanların,hastanalerde daha fazla korku yaşadıkları ve depresyon geçirdiklerini belirtmiştir.


Demek ki din,sadece kendilerine yardımcı olacağına inananlara fayda sağlamaktadır.Bu durum,plasebo etkisinin de doğru Tanrı inancı olan kişilerde daha olumlu etkileri olduğunu ortaya koymaktadır.


NEVZAT TARHAN,İnanç Psikolojisi;sayfa:64

13 Eylül 2009 Pazar

duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?


Hep bir yerlere, bir şeylere yetişme telaşındasınız değil mi?Hiç vaktiniz yok, "Fast live", "Fast food", "Fast music", "Fast love"... Dikte ettirilen "yükselen değerler", "in" ler, "out" lar... Buna benzer bir odada, şanslıysanız gökyüzünü görebilen bir pencere ardında bitecek hepsi.Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, Size sesleniyorum!Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini? Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza? Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir? Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yaşam skalanızda?Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?

Müşfik KENTER

12 Eylül 2009 Cumartesi

kitap tanıtalım;"biraz kuantumdan zarar gelmez"


Tüm insan ırkı,bir küp şekerin sahip olduğu hacme sığdırılabilir.Zamanda yolculuk fizik kurallarına aykırı değildir.Bir atom aynı anda birçok farklı yerde bulunabilir.Tıpkı sizin aynı anda hem New York hem de Londrada bulunmanız gibi...

Bu cümlelerin bir bilimkurgu filminden alındığını düşünüyorsanız,yanılıyorsunuz.Bilimin kendisi,bilimkurgudan çok daha çarpıc bilgiler içeriyor.Evren,bugüne kadar icat edilmiş,herşeyden çok daha etkileyici.Modern fiziğin iki büyük teorisi bizlere bu harikulade gösterinin kapılarını açıyor.Kuantum teorisi ve İzafiyet teorisi.

Mikroskobik dünyadan zaman makinelerine,şizofren atomlardan kuantum bilgisayarlarına,kara deliklerden evrenin ilk salisesine uzanan Marcus Chown,kullandığı basit dil ve verdiği pratik örneklerle,modern fiziğin temel fikirlerini sarmış olan sisi dağıtarak,başka bir illüzyona inanmaya gerek duymayacağımız ölçüde büyüleyici bir evrende bulunduğumuzu gösteriyor.

Biraz kuantum teorisi öğrenmekten kimseye zarar gelmeyeceği gibi,bu sayede yaşadığımız dünya ve kendimize dair çok daha geniş ölçekli bir bakış açısına da sahip olabiliriz.Yaklaşın,yaklaşın.Kuantum teorisi sizi ısırmaz!


KİTABIN ARKA KAPAĞINDAN AKTARILMIŞTIR.

insan ömrü ne kadardır?

insan ömrü;namazsız ezanla,ezansız namaz arası kadardır!

nasıl?

insan doğduğunda,kulağına ezan okunur,bu namazsız ezandır.
insan öldüğünde,namazı kılınır.bu da ezansız namazdır
işte insan ömrü bu kadardır.

11 Eylül 2009 Cuma

İçinizdeki Öküze Oha Deyin'den seçmeCE


birgün kurdun biri,dakikalarca koyunu kovalıyor ama yakalayamıyor,diğer kurtlar gülüyorlar ona.Kurt nefes nefese diyor ki;"koyun canını kurtarmak için koşuyordu,ben ise karnımı doyurmak için,yenilgim bundandır"

mevlana'dan

Bir gün, bir bilge, kendi türleriyle uçmayı reddeden iki ayrı cins kuşa rastlar, yol kenarında. Hayli merak eder, bu iki farklı yaratığın nasıl olup da kendi aileleriyle, ait oldukları yerlerde yaşamak istemediklerini, nasıl olup da bir yabancıyı kendi kardeşlerine yeğlediklerini. Biri karga, biri leylek... O kadar farklıdır ki kuşlar, ihtimal veremez birbirlerini sevdiklerine, türdeşleriyle değil de birbirleriyle uçmayı yeğlediklerine. Öyle ya, karga dediğin kargalarla uçmalıdır, leylek dediğinse leyleklerle. Yaklaşır ve merakla inceler kuşları. Tâ ki her ikisinin de topal olduğunu keşfedinceye kadar. O zaman anlar ki, birlikte kaçar, birlikte uçar, beraber yaşamaları beklenenlerin yanında tutunamayanlar. O zaman anlar ki, sahip oldukları değil, sahip olmadıklarıdır kimilerini birbirlerine yakın kılan. Topal kuşlar birbirlerinin 'arızalarını bilir ve sömürmek ya da örtmek yerine kabullenirler öylesine. En sahici dostluklar ortak varlıklar üzerine değil, ortak yoksunluklar üzerine kurulanlardır. Aynı şekilde zengin, aynı şekilde mesut olanların ortak paydaları sabun köpüğü gibidir, uçar. Ortak acı, ortak hüzün, ortak pürüzdür esas yakınlaştıran, yaklaştıran

hepten aykırı

üç türlü yalan vardır,
basit yalan,
kuyruklu yalan,
istatistik:)


benjamin dısraeli

kadınımsız haller


yaşdaşlarımın çoktan fashion tvlere çıkartma yapacak kadar kendilerini geliştirdikleri kılık kıyafet kanunlarını kendimce hiç tanımadım,orta okul ve lise sıralarımda saçımla başımla hiç mi hiç ilgilenmediğim gibi,üniversitede de buna pek aldırış ettiğim söylenemez.kadın olmanın makyaj,topuklu ayakkabı ve benzerleriyle alakalı olduğunu ben hiç düşünmek istemedim ve hep bildiğimi okudum.rahat dolaşamazsın ki o topukluyla,yokuşu var,bayırı var.suratımı boyayıp,akşama silip,sürdüğüm boyaların yıpratıcı etkisini silmek için paramın yarısını bakım kremlerine hiç veremem arkadaş,ben kendimi bildim bileli bütün paramı kitapa verdim.hep de salak yerine kondum,

şimdi öğretmen olduk diye takım elbiseyi giydirip,zorla kadın oldurmaya zorlayan yönetmeliklere inat spor takılmaya devam..

kendimi beğenmeseydim,bakımlı kadın olmaya çalışırdım

kimse kusura bakmasın

09 Eylül 2009 Çarşamba

İstanbul'da bir yer;Sedef Adası


İstanbul'daki Prens adalarının en küçük yerleşme alanına sahip adası,adı uzaktan bakıldığında sedefe benzemesinden geliyor.Adaya tavşanı bol olmasından dolayı eskiden tavşan adası da denirmiş.Sedef adası martıların uğrak yeriymiş zamanında ve Bizans döneminde sürgün yeriymiş.Adaların kaderi bu herhalde,güzellikleriyle hatırlanmıyorlar genelde,tarihleri daha şaşalı..Ada zamanında Fethi Ahmet Paşa'ya verilmiş yada satılmış,değişik söylemler var,şimdilerde onun torunlarına kalmış,şahsa ait adalar bana tuhaf geliyor ne bilim..Adanın çok çorak olduğu ve sahipleri tarafından ağaçlandırıldığı biliniyor..


Bilinmedik bir yer tanıtalım istedim